Tasavvufi Düşüncenin Oluşumu

Tasavvuf; sözlükte, saf olmak ve ilk safta bulunmak gibi anlamlara gelir. Tasavvufu benimseyen kimselere sufi denir. Daha sonraki dönemlerde sufiler mutasavvıf olarak da adlandırılmıştır.

Terim olarak ise; İslam’ı, kulluğun gerektirdiği şekilde ahlak esasları ve nefis terbiyesi üzerinde yoğunlaşarak yaşama biçimi olarak tanımlanır. Tasavvufu kalbe yalnızca Allah (c.c.) sevgisini yerleştirmek ve nefsi kötü duygulardan arındırma olarak tanımlayan mutasavvıflar da vardır.

!

Züht: Ahirete yönelmek için dünyadan el etek çekmek. Elde mevcut olsa bile gönülde mal mülk sevgisine yer vermemek.

Fakr: Dervişlik, salikin hiçbir şeye sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah (c.c.) olduğunu idrak etmesi.

Halvet: Uzlet, inziva, yalnızlık, tek başına yaşamak topluma karışmamak.

(Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Lügatı, http://lugatim.com)

Mutasavvıflar, tasavvufun asli kaynağının Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber ve sahabenin örnek yaşantısı olduğunu belirtirler. Tasavvuf ilmi, diğer dinî ilimler olan fıkıh, hadis, tefsir, kelam gibi hicri 2. asırdan sonra sistemleşmeye başlamıştır.

Tasavvufun önem verdiği konular arasında nefis terbiyesi, Allah’ı (c.c.) zikir, dünyaya gereğinden fazla değer vermeme gibi ilkeler öne çıkar.

Kur’an’da nefsi arındırmayı öğütleyen birçok ayet vardır. “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” ayeti bunlardan biridir. Mutasavvıflara göre nefsin arındırılması, tasavvufun ana gayelerinden biridir.

Hz. Peygamber, Allah’a (c.c.) çokça şükreden ve O’nu her zaman anan bir kul olarak hayatını sürdürmüş ve böyle yaşamayı Müslümanlara tavsiye etmiştir. Niçin sabahlara kadar ibadetle meşgul olduğunu soran Hz. Aişe’ye, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermiştir.

Hz. Peygamber, yaşantısının her alanında sadeliği tercih etmiştir. Onun vefatından sonra Müslümanlar, yapılan fetihlerle maddi olarak güç kazandılar. Bunun sonucunda bazı müslümanlar Hz. Peygamberin önerdiği sade yaşam tarzından uzaklaştılar. Bu değişimler karşısında Hz. Peygamberin ahlakının ve hayat tarzının örnek alınması, onun gibi sade yaşam tarzının tercih edilmesi gerektiğini vurgulanmaya başladı.

Yardımlaşma, fedakârlık, cömertlik, kanaatkârlık, dürüstlük, merhamet gibi değerleri ön plana çıkarmaya çalıştılar. İşte onların savunduğu bu anlayış zamanla tasavvuf düşüncesinin ortaya çıkıp gelişmesinde etkili oldu.

Mescid-i Nebi

Mescid-i Nebi

Kur’an’da Allah’ın (c.c.) sevdiği bir kul olmak için, Hz. Peygambere itaat edilmesi net bir şekilde vurgulanmıştır. Bu durum müminlerin, Allah’ı (c.c.) ve Resulünü kendi nefislerine tercih etmelerini sağlamıştır. İlk sufiler Hz. Peygambere tam bir sevgiyle bağlanmayı, onun yaşadığı örnek hayatı devam ettirmeyi kendilerine en önemli vazife olarak görmüşlerdir.

Tasavvuf tarihi kitaplarında tasavvufi düşünce genel olarak üç dönemde incelenmiştir. Bu dönemler özelliklerinden dolayı şu şekilde isimlendirilmiştir; Züht Dönemi, Tasavvuf Dönemi ve Tarikat Dönemi.

!

Sufi: Mutasavvıf, derviş, eren gibi anlamlara gelir.

İhsan: Allah’a (c.c.), O’nu görüyormuş gibi ibadet etmektir.

İhlas: Samimiyet, içtenlik, tutum ve davranışlarınızda sadece Allah’ın rızasını gözetmek, sözün öze uymasıdır.

Zikir: Anmak, hatırlamak. Allah (c.c.) kelimesini veya “lailahe illallah” cümlesini söylemek ve tekrarlamaktır.

İrfan: Marifet, keşf, ilham, sevgi, manevi ve ruhi tecrübe ile elde edilen bilgi, tecrübi bilgidir.

Zahid: Dünyadan yüz çevirip, dinin emirlerine titizlikle riayet eden, takva sahibi ve mala, mülke değer vermeyen kişi.

(Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Lügatı, http://lugatim.com)

Züht Dönemi

Hz. Peygamber, sahabe ve onlardan sonra gelenleri içine alan, tasavvuf kavramının ortaya çıktığı hicri 2. asra kadar olan dönemi kapsar. Tasavvufta züht, ahirete yönelmek, dünyaya dalmamak, elde mevcut bulunsa bile gönülde mal ve mülk sevgisine yer vermemek gibi anlamlara gelir demektir. Züht, dünyayı terk edip çalışmayı bırakmak değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamak olarak yorumlanır. Diğer bir ifadeyle ahireti unutup dünyaya esir olmamak şeklinde ifade edilmiştir.

Tasavvufu bir ağaca benzeten sufiler, Hz. Peygamber dönemini tasavvuf ağacının çekirdeği, züht dönemini ise kökleri olarak yorumlamışlardır.

BİLİYOR MUSUNUZ?

Genelde tasavvufun özelde Züht Dönemi’nin ortaya çıkma sebepleri şöyle sıralanabilir:

  1. Kur’an-ı Kerim’de zühde verilen önem.
  2. Peygamber ve sahabenin sade yaşantısı.
  3. Ayet ve hadislerin züht eksenli yorumlanması.
  4. Allah (c.c.) aşkı ve Allah’a (c.c.) çok kuvvetli bir sevgiyle bağlanma.
  5. Vefatından sonra Peygambere duyulan özlem ve ihtiyaç.
  6. Müslüman toplumda meydana gelen dinî, fikri, kültürel, siyasi, ekonomik gelişmeler.

(Dilaver Gürer, Düşünce ve Kültürde Tasavvuf, s. 67-73.)

Tasavvuf Dönemi

Tasavvuf tarihcileri, sufi ve tasavvuf kavramlarının kullanılmaya ve ilk sufi adlarının duyulmaya başlandığı bu döneme “Tasavvuf Dönemi” adını vermektedirler. Hicri 2. asrın sonundan, tarikatların kurumsallaştığı döneme kadar olan yaklaşık dört asırlık zaman dilimini kapsar.

Cüneyd-i Bağdadi (ö.908), Ma’ruf Kerhi (ö. 815) ve Gazali (ö. 1111) gibi büyük sufi ve mutasavvıflar bu dönemde yetişmiştir. Hicri 3. ve 4. yüzyıllarda ise Zünnun-i Mısri (ö.858), Beyazıd-ı Bestami (ö. 874) gibi meşhur sufilerin öncülüğünde tasavvufi düşünce ve uygulama kendine özgü terim, yöntem ve teorisiyle bir sistem haline gelmiştir.

Bu dönem aynı zamanda tasavvuf düşüncesinin bir ilim olarak ortaya çıktığı ve klasik eserlerin yazılmaya başlandığı dönemdir.

!

Tezkiye: Temizlenme. Nefsi manevi kirlerden arındırma, kusurlardan arıtıp temiz duruma getirme.

Seyr-u Sülûk: Bir tarikata girme, intisap etme ve o tarikatın gereklerini yerine getirerek manevi bakımdan yol alma.

Mâsîva: Allah’ın (c.c.) zatı dışındaki bütün varlıklar. İnsanı Allah’tan (c.c.) uzaklaştıran her şey.

Marifet: Bilgi. Varlıkların hakikatini ve ilahi sırları tefekkür ve ilham yoluyla kavrama, gerçeği bilme.

(Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Lügatı,

http://lugatim.com)

Tarikat Dönemi

Hicri 6. asırdan itibaren tarikatların kurumsallaştığı ve sosyal hayatın bir parçası haline geldiği dönemdir. Bu dönem, İbn Arabi, Mevlana gibi büyük temsilcilerin yetiştiği şiir ve edebiyatta tasavvufla ilgili önemli eserlerin verildiği dönemdir.

Bu dönemde ortaya konan eserlerin ve kurumsal bir kimlik kazanan tarikatların bazıları etkisini günümüzde de devam ettirmektedir. Gazâlî’nin etkisiyle daha da yaygınlaşan tasavvuf düşüncesi, 12. ve 13. asırlarda Abdulkadir Geylani, Ahmet Yesevi, Ahmet Rifai ve Bahauddin Nakşibend gibi meşhur mutasavvıflar tarafından tarikat yapılarına dönüştürülmüştür.

İslam tasavvufu, sadece teorik planda kalmayarak , gündelik hayatı etkilemiştir. Tarikatlar yoluyla pratik hayatta uygulamaya geçirilmiştir. Teoride “tasavvuf” diye adlandırılan bu akımın pratik hayatta aldığı isim “tarikattır”.

Tasavvufi düşüncenin dönemleri ve öne çıkan şahsiyetler

Hicri 1. ve 2. asır

ZÜHT DÖNEMİ

  • Hasan Basrî
  • Rabia el-Adeviyye
Hicri 3. ve 4. asır

TASAVVUF DÖNEMİ

  • Zünnun-i Mısrî
  • Beyazıt Bestamî
  • İmam Gazâlî
  • Cüneyd Bağdâdî
Hicri 6. asır ve sonrası

TARİKAT DÖNEMİ

  • Abdulkâdir Geylânî
  • Ahmet Yesevî
  • Ahmet Rıfaî
  • Muhyiddin Arabî
  • Mevlana

Add Comment