Atatürk Döneminde Uygulanan Dış Politikanın Temel İlkeleri Nelerdir?

Atatürk döneminde uygulanan dış politikanın temel ilkelerinin neler olduğuna bakalım.

Millî Dış Politika

Bir ülkenin coğrafi konumu, sahip olduğu yer altı, yer üstü kaynakları ve iklimi, uluslararası ilişkilerinde önemli rol oynar. Bu rolü inceleyen bilim dalına “jeopolitik” adı verilir.

Türkiye coğrafi konumundan dolayı İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Akdeniz ve Karadeniz’i birbirine bağlayan bir köprü durumundadır. Asya ve Avrupa kıtalarının kesiştiği bir noktada bulunan ülkemizin bu özel konumu, ona stratejik açıdan büyük önem kazandırmaktadır.

Türkiye, her iki kıtada yer alan ülkeler üzerinde etkili bir dış politika izlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasına çok önem veren Atatürk, dış politikayı “millî politika” adını verdiği, millî çıkarlara uygun, millet yararını gözeten bir temele dayandırmıştır.

Atatürk’e göre, milletimizin mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için devletin millî bir politika izlemesi gerekir. Millî politika, millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanmaktır.

Türk milletinin varlığını ve bağımsızlığını korumak, ülkemizin kalkınması için çalışmaktır. Atatürk’ün dış politikası, Türk Devleti’nin güçlendirilmesi ve korunmasına yöneliktir.

Bu siyaset gerçek ilkeler üzerine kurulmuş, gerçekçi bir anlayışla hazırlanmış ve barışı temel almıştır. Bu konuda, Atatürk şunları söylemiştir:

“Dış politikanın en çok ilgilendiği ve dayandığı konu, devletin iç örgütüdür. Dış politika, iç örgütle uygun olmalıdır.”
“Dış politika, bir toplumun iç yapısıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmayan dış politikalar her zaman yenik kalırlar. Bir toplumun iç yapısı ne denli güçlü ve sağlam olursa, dış politikası da o oranda güçlü ve dayanıklı olur.” (Arı İnan, Düşünceleriyle Atatürk, s. 296.)

Atatürk, yeni Türk Devleti’nin, devletler topluluğunda hak ettiği onurlu yeri en kısa zamanda almasını, bölge ve dünya barışına katkıda bulunmasını istemiştir.

Atatürk’ün uyguladığı dış politika, millî siyasete dayanır. Atatürk, millî siyaseti şu sözleri ile açıklamıştır.

“Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek mutluluğu ve kalkınmasına çalışmak… Medeni dünyadan, medeni ve insanca muameleyi ve karşılıklı dostluğu beklemektir.” (Atatürkçülük 3, s. 61.)

Atatürk, dış politikada kuvvetli olmanın, ülkedeki huzur ve güvene dayandığına inanan bir devlet adamıydı. Bunun için de iç barışa ve millî birliğe büyük önem verirdi.

Atatürk her türlü bölücülüğü reddetmiş ve bu konudaki görüşlerini şu sözü ile belirtmiştir:

“Ulusal sınırlarımız içinde ülkemizin bütünlüğünü ve ulusun kesin bağımsızlığını sağlamak. Bizim ulusa karşı yüklendiğimiz görev bunu sağlayacaktır.” (Arı İnan, Düşünceleriyle Atatürk, s. 278.)

Dış Politika

Bir devletin millî çıkarlarına göre şekillendirdiği hedeflere varması için çevresinde ve dünyadaki devletlerle oluşturduğu diplomatik, ekonomik, siyasal ve hukuksal ilişkileri kapsayan siyasettir. Bir ülke dış politikasını millî güç unsurlarını dikkate alarak düzenlemelidir. Bu unsurlardan dış siyasete temel oluşturanlar arasında siyasi, ekonomik, askerî ve sosyokültürel güç en önemlileridir.

Siyasi Güç

Atatürkçü düşünce sisteminde siyasi gücün önemi büyüktür. Bu gücün varlığı, bir devletin dünya politikalarında karar verme sürecine katılmasında ve politikaları yönlendirmesinde önemli görevler üstlenir. Dış politikada siyasi güce sahip ülkeler, dünyada meydana gelen olaylarda daha etkin rol oynar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti iç ve dış politikada her zaman barıştan yana olmuştur. Siyasal gücü ne kadar sağlam ve etkin olursa Türkiye Cumhuriyeti de dünya politikalarında daha çok söz söyleme hakkına sahip olur. Siyasal gücünün zayıflaması ise devletimizin geleceğini tehlikeye sokar. TBMM’nin açılması, saltanatın ve halifeliğin kaldırılması, çok partili hayata geçiş denemeleri Atatürk Döneminde gerçekleştirilen en güzel siyasal güç örnekleridir.

Ekonomik Güç

Bir ülkenin çalışan nüfusu, bu nüfusun niteliği, yer altı ve yer üstü kaynakları, teknoloji ve sanayisi o ülkenin ekonomik gücünü meydana getirir. Bir ülkenin kalkınmasında ve gelişmesinde, teknolojik olarak ilerlemesinde ekonomik gücün önemi büyüktür.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşunun ilk günlerinden itibaren ülkemizde ve dünyada her zaman barışı temel alan politikalar izlemiştir. Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır. Mustafa Kemal, bu kongrede yapmış olduğu konuşmada, askerî zaferlerin kalıcı olması için ekonomik sahada da kalkınmanın mutlaka kendi öz kaynaklarımıza dayanılarak gerçekleştirilmesini istemiştir. Bu nedenle Türk Devleti, millî ekonomiyi güçlendirerek ve böylece millî kalkınmamızı sağlayarak devletler arası ilişkilerde bağımsız bir politika takip etmeyi hedeflemiştir.

Askerî Güç

Atatürkçü düşünce sisteminde askerî güç önemli bir yere sahiptir. Türkiye, coğrafi konumu gereği iç ve dış tehditlere maruz kalmaktadır. Bu nedenle güçlü bir askerî güce ihtiyaç duymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla dış politikada, vatan savunmasında, siyasal ve ekonomik gücün korunmasında askerî güç önemli bir yere sahiptir.

Sosyokültürel Güç

Bir devletin dış politikasındaki en önemli millî güç unsurlarından biri de sosyokültürel güçtür. Bir ülkede yaşayan insanların niteliği, yetişme düzeyi, tarihi, gelenek ve görenekleri ile millî birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesi; dış politikada kenetlenmiş, ne istediğini bilen, dünyadaki sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmeleri yakından takip eden açık bir toplum oluşumuna katkıda bulunur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin izlediği dış politikada; siyasi güç, ekonomik güç, askerî güç, sosyokültürel gücün yanında coğrafi güç, bilimsel ve teknolojik güç, psiko-sosyal güç ve jeopolitik konum önemli bir yere sahiptir.

Atatük’e göre, millî dış siyasetin dayandığı ilkeler şunlardır:

  • Dış politika, millî politikaya uygun olmalıdır.
  • Millî politikada bağımsızlıktan asla ödün verilmemelidir.
  • Misakımillî Kararları’na uygun olmalıdır.
  • Türk kamuoyunu dikkate almalıdır.
  • “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine dayanmalıdır.
  • Uluslararası ilişkilerde eşitlik ilkesi benimsenmelidir.
  • Uluslararası ve devletler arası eşitlik prensibine uymalıdır.
  • Başka devletlerin iç politikalarından ve yönetim sistemlerinden etkilenmemelidir.
  • Diplomaside, bilim ve teknoloji yol gösterici olmalıdır.
  • Dış politika, gerçekçilik ve aklı ön planda tutan ilkelere göre düzenlenmelidir.
  • Dış politikada, her zaman dünya konjonktürü göz önünde bulundurmalıdır.

Bağımsızlık

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ekonomik, siyasal ve sosyal açıdan yaşadığı sorunları yakından izleyen Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç ve dış politikalarını “bağımsızlık” düşüncesini temel alan ilkeler üzerine kurdu. Mustafa Kemal Atatürk için devletimizin bağımsızlığı en temel amaçtı.

Atatürk Afgan Kralı Amanullah Han ile birlikte (1928)

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni içeriden ve dışarıdan gelebilecek bütün tehlikelerden uzak tutmaya çalıştı. O, diğer devletlerin iç politikalarından ve yönetim biçimlerinden etkilenmeyen ve her yönüyle millî özellikler taşıyan bir dış politika uyguladı.

Millî Mücadele devam ederken TBMM Hükûmeti, dış politikada etkili olabilmek için Afganistan ile Türk-Afgan Dostluk Antlaşması’nın ve Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması’nın imzalanmasını sağladı. Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra savaş yerine diplomatik çözümlerle sorunların ortadan kaldırılması için çalışmalar başlattı.

Lozan Barış Görüşmeleri sonrasında bağımsızlık ilkesine ters düşebilecek tutum ve davranışlardan özellikle uzak durmaya çalıştı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Hatay’ın ana vatana katılması Türk dış politikasının ne kadar başarılı olduğunu gösteren en önemli örneklerdir. Bu başarıların kazanılmasında Atatürk’ün dış politikada uyguladığı bağımsızlığa dayalı temel ilke ve amaçların önemli yeri vardır.

Atatürk, bağımsızlığın önemini şu cümlelerle vurgulamıştır:

“Bağımsızlık ve özgürlüklerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kısıtlamaya asla hoşgörülü davranmamak; bağımsızlık ve özgürlüklerini bütün anlamıyla koruyabilmek ve bunun için ne gerekirse, son bireyinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte, bağımsızlık ve özgürlüğün gerçek niteliğini, geniş anlamını, yüksek değerini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez ilke!..” (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 141-142.)

Gerçekçilik

Mustafa Kemal Atatürk, askerî niteliklerinin yanı sıra diplomasiye olan hâkimiyeti ile de dikkat çekmiştir. Mantıklı oluşu, gerçekçiliği ve bağımsızlığa dayanan dış politika anlayışı Millî Mücadele Dönemi’nde ortaya çıkmaya başlamıştır. Atatürk Dönemi’nde oluşturulan Türk dış politikasının en önemli özelliği gerçekçilik üzerine kurulmuş olmasıdır. Gerçekçilik ilkesine göre sorunların çözümünde müzakere yolları izlenmelidir. Bu görüşmeler yapılırken diğer devletlere karşı düşmanca bir tutum içine girilmemelidir. Atatürk’ün gerçekçi ve mantıklı oluşu ile ilgili aşağıdaki sözlerini okuyalım.

Atatürk Afgan Kralı Amanullah Han ile birlikte (1928)

“Biz daima gerçek arayan ve onu buldukça buluduğumuza inandıkça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız.” (www.atam.gov.tr)

“Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber; yolun, kabul edilebilir, mantıkî ve özellikle ilmî olması şarttır.” (Atatürkçülük 3, s. 112.)

Atatürk’ün uyguladığı dış politika, gerçekçi ve mantıklı temeller üzerine şekillenmiş, millî çıkarları ön planda tutmayı amaçlamıştır.

Akılcılık

Atatürk’ün dış politikada uyguladığı temel ilkelerden biri de tutarlı ve güvenilir olmaktır. Kurtuluş Savaşı devam ederken belirlenen ve Batum, Musul, Kerkük dışında gerçekleşen Misakımillî hedeflerinin Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra değişmesi bunun en güzel örneğidir. Atatürk bu konu hakkında şunları söylemiştir:

“Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz…” (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 443.) (Düzenlenmiştir.)

Atatürk, dış politikada her zaman akılcı ve gerçekçi davranmayı ilke edinmiştir. Hatay’ın ana vatana katılması konusunda gerekirse savaşmaktan çekinmeyeceğini ifade ederken dahi diplomatik görüşmelerin sürdürülmesinden yana tavır almıştır.

Atatürk’ün akılcılık ilkesi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukuka her zaman bağlı kalmıştır. O, Türkiye’nin dış politikasını ideolojik dogmalara, ön yargılara ve saplantılara göre değil aklı ve bilimi temel alan bir anlayış üzerine şekillendirmiştir. Bu bağlamda uluslararası ilişkilerde tarihî dostluk ve tarihî düşmanlık yerine değişen dünya şartlarını göz önüne alan politikalar oluşturmuş ve bu politikaları uygulamıştır. Bu sayede siyasal, sosyal ve ekonomik düzenleri çok farklı olan devletlerle sürdürülebilir dostlukların kurulmasını sağlamıştır.

Uluslararası İlişkilerde Eşitliğe Dayanan Karşılıklı İlişkiler Kurmak

Atatürk, milletlerarası ilişkilerde eşitlik ve dostluk ilişkisini temel alan politikalar uygulamıştır. Millî dış politikayı bu ilkeleri temel alarak belirlemiş ve her zaman Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutmuştur.

Atatürk, Yugoslavya Kralı Alexander (Aleksandır) ile birlikte (1933)

Atatürk, hiçbir devletin yönetim biçimine ya da dış politikasına karışmamış ve aynı şekilde Türkiye’nin rejmine ve politikasına saygı gösteren devletlerle siyasal, sosyal ve ekonomik ilişkilerin kurulmasını esas almıştır.

Türk milletinin çıkarlarını daima ön planda tutan Atatürk, bunun en güzel örneğini Millî Mücadele sırasında savaştığımız Yunanistan ile İkinci Dünya Savaşı öncesi ortaya çıkan tehlikeli ortamda Balkan Antantı’nı imzalayarak vermiştir. Türkiye, her zaman dış politikada gerçekleştirdiği görüşmelerde ve imzaladığı antlaşmalarda uluslararası eşitlik ilkesine dikkat eden politikalar izlemiştir.

Atatürk, Ürdün Kralı Abdullah ile birlikte (1937)

Atatürk, uluslararası ilişkilerde eşitlikle ilgili aşağıdaki sözleri söylemiştir:

İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır…” (Atatürkçülük 3, s. 67.)

Barışı ve Millî Menfaatleri Esas Almak

Atatürk tarafından oluşturulan Türk dış politikasının en önemli özelliklerinden biri de barışı ve millî menfaatleri esas almasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Yurtta sulh, cihanda sulh!” ilkesinden hareketle barışı temel alan politikalar uyguladı. Millî Mücadele sürerken karşılıklı görüşmeler yolu ile barışın sağlanması için her türlü diplomatik gayret gösterildi.

“Yurtta sulh, cihanda sulh!” adlı tablo (Ressam: Fikri Cantürk)

Mustafa Kemal’in öncülüğünde TBMM Hükûmetini temsil eden heyet, Londra Konferansı’nda sorunların barışa dayalı yollarla çözülmesini istedi. Atatürk, bölgesel barışa ve dünya barışına verdiği önemi Sadabat Paktı ve Balkan Antantı’nın kurulmasına öncülük ederek gösterdi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti topraklarının tamamında millî egemenliği sağladı. Bu, Atatürk’ün dış politikada en önemli başarılarından biridir.

Türk Kamuoyunu Dikkate Almak

Atatürk, bölgesel barışa ve dünya barışına verdiği önemi her fırsatta ifade etmiştir. Atatürk, dış politikada güçlü bir devlet olmanın, ülke içerisindeki barış ve huzur ortamına bağlı oduğunu bilen büyük bir devlet adamıdır. Millî birlik ve beraberliğin önemini her zaman dile getirmiştir.

Dış politikadaki uygulamaların bireysel hırs ve isteklere göre şekillenmesinin, Türk milletinin çıkarlarına hizmet etmeyeceğini bilen Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken insan haklarına dayalı, özgürlüklere saygılı, demokratik düzeni benimseyen bir devlet modelini benimsemiştir. Bu değerler Türk dış politikasının temel ilkeleri olarak kabul edilmiştir.

Dış politikada başarılı olmak isteyen bir devlet, iç kamuoyunu her zaman dikkate almalıdır. Atatürk bu konuda şunları söylemiştir:

“Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zorunluluğundadır, yani iç teşkilatın dayanamayacağı genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.” (Atatürkçülük 3, s. 68.)

Mustafa Kemal Atatürk, dış politikada her zaman Türk milletinin düşünceleri ve değerlendirmelerini dikkate almıştır. Halkın tutum ve desteğinin dış politikayı güçlendireceğini bilerek ona göre politikalar oluşturmuş ve uygulamıştır.

Başka Devletlerin İç Politika ve Yöntemlerinden Etkilenmemek

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıdan gelebilecek bütün olumsuz etkilerden uzak tutmaya çalışmıştır. O, diğer devletlerin iç politikalarından ve yönetim sistemlerinden etkilenmeyen bir millî dış politika ilkesi belirlemiştir.

Atatürk, başka devletlerin iç politika ve yönetimlerinden etkilenilmemesi gerektiği hakkında şu sözleri söylemiştir:

     “Bizim açık ve uygulanabilir gördüğümüz millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların beyinlerde ve karakterlerde biriktirdiği gerçekler karşısında, hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin ifadesi budur…
     Milletimizin güçlü, mutlu ve kararlı olarak yaşayabilmesi için, devletin her yönüyle millî bir politika izlemesi ve bu politikanın bünyemize tamamen uygun ve dayalı olması lazımdır.” (Atatürkçülük 3, s. 62.)

Dünya Konjonktürünü Göz Önünde Bulundurmak

Dünya siyasal platformunda sürekli değişen koşullar, uluslararası ilişkilerin ince hesaplar üzerine kurulmasına neden olur. Dünyada meydana gelen sorunları savaş yerine diplomatik yollarla çözüme kavuşturmak esastır.

Türkiye, uluslararası uyuşmazlıkları barışçı yollardan çözüme kavuşturmak için yapılan çalışmalara her zaman destek olmuştur. Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan Boğazlar meselesi ve Hatay sorunu, diplomatik girişimler sonucu Türkiye lehine çözüme kavuşturulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, dünya barışına vermiş olduğu önemi şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Türkiye’nin emniyetini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti, bizim daima prensibimiz olacaktır.” (Atatürkçülük 3, s. 65.)

Add Comment