İsrail Nasıl Kuruldu? İkinci Abdulhamit’in Herzl’e Cevabı? İlk 20 yıl Müslüman Yahudi Nüfusu

19. yüzyılın sonlarına doğru Yahudiler, Filistin’de bir devlet kurmak için çalışmaya başladılar. 19. yüzyılda milliyetçilik akımının etkisiyle Avrupa’da özellikle de Rusya’da anti- semitizm (Yahudi karşıtlığı) yayılmaya başladı.

Bu durumun da etkisiyle öncülüğünü Theodor Herzl’in (Tedor Herz) yaptığı bir devlet kurma düşüncesi Yahudilerde kısa sürede gelişti. Herzl, “Yahudi Devleti” adlı kitabında bir Yahudi ulusu bulunduğuna göre, devletinin de olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl

Bu düşüncesini dinsel olarak da gerekçelendirmeye çalışmıştır. Herzl, kitabında Tevrat’ta Tanrı’nın (Yehova) Hz. İbrahim’e “Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları senin milletine veriyorum.” dediğini belirterek Filistin’in Yahudilere Tanrı tarafından “vadedilmiş topraklar” olduğunu ileri sürmüştür. 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen ve başkanlığını Herzl’in yaptığı I. Yahudi Kongresi’nde “Siyonizm” ilan edildi.

Kongre sonucunda kurulan “Dünya Siyonist Teşkilatı”nın başına da Theodor Herzl getirildi. Herzl 1897’de “Yahudi Devleti kurdum” dese de, Yahudiler 1942’de hazırladıkları bağımsız devlet görüşü olan Biltmore Programı’na kadar “devlet” sözcüğü yerine “yurt” sözcüğünü kullandılar. Herzl, Yahudilere “yurt” edinmek için Almanya, İngiltere ve Osmanlı Devleti ile görüşmelerde bulundu.

Almanya, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı toprakları üzerinde devraldığı Berlin-Bağdat demir yolu projesiyle Rusya’ya ve İngiltere’ye karşı önemli bir başarı elde ettiğinden Osmanlı Devleti ile ilişkilerini bozmak istemedi. Bu nedenle Herzl, Almanya’dan aradığı desteği bulamadı. Osmanlı Devleti’ne yapılan Filistin’de “Yahudi Yurdu” önerisini, dönemin Osmanlı padişahı II. Abdülhamit reddetti.

Herzl ve II. Abdülhamit

Theodor Herzl, 1901 ve 1902’de Sultan Abdülhamit ile doğrudan yaptığı görüşmelerde Sultan’a Yahudilere Filistin’de bir yurt verilmesi hâlinde Osmanlı dış borçlarının Avrupa’daki Yahudi bankerler tarafından ödeneceğini teklif etmiştir. Herzl’in söz konusu görüşmelerde Osmanlı İmparatorluğunun Duyunuumumiye ile yaptığı pazarlıklar sonunda en son 75 milyon altından 32 milyon altına düşürülmesi söz konusu olan Osmanlı borçlarının %80’ini (26 milyon altın) ödemeyi teklif ettiği anlaşılmaktadır. Ancak bu teklif, Abdülhamit tarafından kabul edilmemiştir.

Herzl’in Sultan’dan almaya çalıştığı fermana göre Suriye ve Filistin’de yerleşmek için bir Yahudi-Osmanlı Kolonizasyon Birliği kurulacaktı. Herzl’in hazırladığı bu ferman taslağının üçüncü maddesine göre, Yahudilere yerli halkı sınır dışı etme hakkı tanınanacaktı. Ancak bütün bu tekliflere Sultan’ın tepkisi oldukça sert olmuştur. Halkının, imparatorluğu kan dökerek kazandığını ve onun sahibi olduğunu belirten Osmanlı Sultanı: “Yahudiler milyonlarını dökebilirler. İmparatorluğum bölündüğünde belki orayı karşılıksız alacaklar. Ama ancak o zaman bizim cesedimiz parçalanabilir. Canlı canlı kesilmeye asla razı gelmeyeceğim.” diyerek teklifi geri çevirmiştir.

Osmanlı Devleti’nden beklediği yanıtı alamayan Yahudi lideri Herzl, yurt konusunda İngiltere ile görüştü. İngiltere yurt olarak önce El-Ariş’i daha sonra Uganda’yı önerse de bu teklifler Yahudiler tarafından kabul edilmedi. Yahudilerin İngiltere tarafından gündeme alınması ve desteklenmeye başlaması, I. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti. Aynı dönemde ABD Başkanı Wilson da Yahudi sorununu gündemine almıştı.

Yahudi liderlerinin basın yoluyla çalışmaları

Theodor Herzl’in ölümüyle Yahudilerin lideri olan Chaim Weizman (Ceim Veyizmın), 1914’te İngiliz Hükûmeti nezdindeki girişimlerinden sonra Manchester Guardin (Mençıstır Gardın) gazetesi yayın müdürüne yazdığı mektupta: “…Filistin İngilizlerin nüfuz alanına girmelidir ve bir İngiliz sömürgesi olarak orada İngiltere, Yahudi yerleşimini teşvik etmelidir; ta ki yirmi ya da otuz yıl içinde bu bölgede bir milyon, belki daha fazla bir Yahudi nüfusuna sahip olalım. Bu Yahudiler (…) Süveyş Kanalı için etkin bir koruma sağlayacaktır.” demiştir. Manchester Guardin bağlantılı bir İngiliz gazeteci olan Herbert Sidebutham (Herbırt Saydbatım) başyazılarından birinde, Filistin’de İngiltere için dost ve güvenilir bir Yahudi devletine stratejik bir önem atfederek Süveyş Kanalı’nın İngilizlerce savunulmasında Filistin’in bir istihkâm hâline gelmesi gerektiği şeklindeki Lord Kitchener’ın (Kiçenır) görüşünü dile getirdi.

Balfour Deklarasyonu (2 Kasım 1917)

Saygıdeğer Lord Rotschild (Rotçayld) Majestelerinin hükûmeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyuyorum. Majestelerinin hükûmeti, Filistin’de Yahudiler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’deki mevcut Yahudi olmayan toplumların medeni ve dinî haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır. Bu deklarasyonu Siyonist Federasyonu’nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.

Saygılarımla. Arthur James Balfour (Artur Ceyms Balfur)

İngiliz Dışişleri Danışmanı Arthur James Balfour

Yahudilerin, İngiltere Hükûmeti nezdindeki girişimleri sonuç vermiş, İngiliz yöneticiler Filistin’de bir İngiliz mandası kurularak burada bir Yahudi yurdu oluşturulması konusunda ikna edilmişlerdir. 1917 Balfour Deklarasyonu ile alınan bu söz, savaş sonrası döneme damgasını vurmuş, ileride İsrail’in kurulmasında önemli bir aşamayı oluşturmuştu. Yahudiler, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanmasından sonra Filistin’e göç etmeye başladılar.

 

I. Dünya Savaşı yıllarında Yahudiler aralarında para toplayarak hedeflerinin mali alt yapısını oluşturdular. Bu paralarla 60.000 Yahudi, Arap toprak ağalarından toprak satın alınarak Filistin’e yerleşti. İki savaş arası dönemde aşama aşama Filistin’e Yahudi göçleri devam etti. Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya’dan kaçan Yahudilerle birlikte 1940’a gelindiğinde Filistin’de Tablo 3.2’de de görüleceği gibi Müslümanların nüfusunun yarısı kadar Yahudi nüfusu toplanmıştı. Bu miktar 1948’de ise 2.065.000 olan toplam nüfus içinde 650.000’e ulaşmıştı.

“Irgun”, “Haganah” gibi Yahudi terör örgütleri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Filistinli Müslümanlara ve İngilizlere karşı sabotaj eylemleri düzenlemeye başladılar. Zor durumda kalan İngiltere, konuyu 1947’de Birleşmiş Milletlere götürdü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) kuruldu.

Komite oy birliğiyle Filistin’in bağımsızlığını öneriyordu. Ancak komitede bu bağımsızlığın “Filistin’de Araplar ve Yahudilerin iki ayrı devlet kurması” biçiminde mi yoksa “Araplar ve Yahudilerden oluşan federal bir devlet” biçiminde mi olacağı konusunda görüş ayrılıkları oluştu. Uzun tartışmalardan sonra Filistin’de Araplar ve Yahudilerden oluşan iki ayrı devlet kurulması ve Kudüs’ün bağımsız olmasına kararı verildi.

BM’nin 1947’deki Filistin paylaşım planı

Birleşmiş Milletlerin Filistin topraklarını parçalama kararına Arap ülkelerinin pek çoğu karşı çıktı. Bu ülkelerde Birleşmiş Milletler ve ABD’ye karşı kitlesel gösteriler yapıldı. Aynı yıl Filistin’de Araplar ve Yahudiler arasında çatışmalar başladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaşanan şiddet olaylarını önlemede etkili olamadı.

Yahudi örgütleri ise şiddet eylemlerini daha da arttırdı. 9 Nisan 1948 gecesi Kudüs yakınlarında bir Filistin köyü olan Deir Yassin’i yerle bir edip köydeki herkesi öldürdüler. Bu olay bir yandan Filistin davasının simgesi olurken diğer taraftan Filistinli mülteciler sorununun da başlangıcı oldu. Bir ay içinde 400.000 Filistinli Arap, bölgeyi terk ederek Ürdün’e kaçmak zorunda kaldı.

İsrail’in kuruluşu ilan edilirken (1948)

Filistin’de çatışmaların yoğunlaşması üzerine İngiltere 14 Mayıs 1948’de Filistin’deki manda rejimini kaldırdığını ilan etti. Birkaç saat sonra da Yahudi lider David ben Gurian (Deyvid ben Guryan) bağımsız İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Bu tarihten itibaren yalnızca Orta Doğu’yu değil, tüm dünyayı etkileyen Filistin Sorunu başlamış oldu. İsrail’i ilk tanıyan ABD olurken SSCB hemen onun arkasından tanıyan ülkeler arasında yerini aldı.

Ancak İsrail’in bağımsızlık ilanından bir gün sonra Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak bu kararı tanımayarak İsrail’e girdiler ve bölgesel bir savaş başlattılar. Savaş, Aralık 1948’de Arap ülkelerinin yenilgisiyle sonuçlandı. Savaşın sonunda İsrail, topraklarını genişletti ve bir milyona yakın Arap, mülteci durumuna düştü.

 

 

 

Add Comment