Cumhuriyet Dönemi Türk Resim Sanatı | Cumhuriyet Dönemi Ressamları Kimlerdir?

Yağlı boya resim sanatının Osmanlılara girişi Fatih Sultan Mehmet’in Venedikli ressamları İstanbul’a davet ederek portresini yaptırmasıyla başlar.

19. yüzyılda ortaya çıkan Batılılaşma hareketine bağlı olarak eğitim sisteminde yağlı boya resim sanatının yer aldığı görülür. Batılı anlamda eğitim verecek askerî okullar kurulur. Mühendishane-i Berri Hümayun adlı askerî okulda resim dersi okutulmaya başlanır.

İlk Türk  ressamları da bu askerî okullardan yetişmiştir. Resimleri dikkati çeken  ilk sanatçılar, Sultan Abdülaziz tarafından Avrupa ülkelerine gönderilen askerî okul öğrencileridir. Mühendishane ve Harbiye’nin en eski mezunlarından Ferik İbrahim Paşa, Hüseyin Yusuf, daha sonra Şeker Ahmet Paşa ve Osman Nuri Paşa öğrenim görmek için Avrupa’ya gönderilen ilk ressamlarımızdır.

Paris’e öğrenim yapmak için gönderilen gençler için 1855 yılında Mekteb-i Osmanî açılır. İlk ressamlar doğa ile ilgili perspektif bilgileri ve yorumlarıyla figürsüz Türk resmini gerçekleştirirler. Böylece Türk resmi bir manzara resmi olarak doğar. Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid Bey, Osman Hamdi Bey ve Hüseyin Zekai Dede , Türk resim sanatının önünü açmışlardır.

Şeker Ahmet Paşa (1841-1907): İkinci asker ressamlar kuşağından olan sanatçı, Türk resim sanatının çağdaşlaşma sürecine özellikler manzara çalışmalarıyla katkıda bulunmuştur. Uyumlu ve sevecen kişiliği nedeniyle“şeker” lakabıyla tanınan sanatçı, Sultan Ahmet Sanat Mektebindeki öğretmenliği sayesinde ilk resim sergisini açan ressamımızdır.

Süleyman Seyyid Bey (1842-1913): Sanatçı 19. yüzyıl Türk resim sanatı içinde Batılı anlamda çalışan en önemli ressamlardandır ve en çok ölü doğa resimleriyle tanınır. Süleyman Seyyid Bey, başta ölü doğa olmak üzere manzara portre ve figür çalışmaları yapmıştır. Doğadaki renk ve biçimlere bağlı kalarak titiz bir işçilik ve berrak bir renk anlayışıyla çalışmıştır. “Leylaklar”, “Kavunlu Natürmort”, “Kavunlar ve İncirler” ile “Portakal” (Resim 04.06) gibi ölü doğalar yapmıştır. Bu eserlerinde nesneler geometrik bir düzenleme içinde verilmiştir. Özellikle mavi ve yeşilin egemen olduğu çoğu Üsküdar görünümlerinden oluşan manzaralarında gerçekçi tarzda çalışmıştır.

Resim. 04.06 Portakal, Süleyman Seyyid Bey

Osman Hamdi Bey (1842-1910): Ressam, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey, figürlü resmin ilk temsilcisidir. Sanayi-i Nefise Mektebi ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinin kurulmasındaki katkıları, yaptığı arkeolojik kazılar ve bir ressam olarak taşıdığı sanatçı kimliğiyle tanınmaktadır. Yaptığı kazılarda İskender Lahdi’ni bulması Osman Hamdi Bey’e uluslar arası bir ün kazandırmıştır.

Hüseyin Zekai Paşa (1860-1919): İkinci asker ressamlar kuşağından Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid Bey ile birlikte 19. yüzyıl sonu Türk resim sanatının ilk ressam üçlüsünü oluşturur. Sanatçının eserlerinde doğaya yönelik bir gözlemcilik görülür. Kimi resimleri için fotoğraftan yararlanmakla beraber kendisini izlenimcilere yaklaştıran sanatçının açık hava çalışmaları da vardır. Şehir içi görüntüleri, perspektif açısından çok başarılıdır.

Resim. 04.07 III. Ahmet Çeşmesi, Hüseyin Zekai Paşa

Cumhuriyet Dönemi Ressamları

Cumhuriyet Döneminde resim sanatı,  Batı’daki  örneklerinden  yola  çıkıla rak oluşturulup geliştirilmiştir. Bu dönemde resim, heykel ve mimari eğitimi veren Sanayi-i Nefise Mektebi, Devlet Güzel Sanatlar Akademisine 1909’da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti de 1926 yılında Güzel Sanatlar Birliği’ne dönüştürülmüştür.

Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitiren ressamların büyük çoğunluğu, eğitimlerini yurt dışında sürdürmüşler ancak Avrupa’da I. Dünya Savaşı’nın patlamasıyla geri dönmek zorunda kalmışlardır. Ancak “1914 kuşağı” veya “Çallı kuşağı” diye bilinen bu sanatçılar, Türk resmine yeni bir soluk getirmişlerdir.

Onlar Batı’nın izlenimcilik (empresyonizm) üslubundan etkilenmiş, gün ışığının koyu tonlarından arındırılmış saf renkleri ve ışığın renkler üzerindeki etkilerini yakalamaya çalışarak doğaya yaklaşmışlardır. Bu ressamlar arasında Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij, Hikmet Onat, Sami Yetik ve Namık İsmail gibi önemli isimler bulunmaktadır.

İbrahim Çallı (1882-1960): Türk izlenimcilerin önde gelen temsilcilerinden olan Çallı, bir sanatçı kuşağına adını vermiştir.

Renkleri kullanış tarzından dolayı eserlerinde çarpıcı, göz okşayan sıcak bir ortam vardır.

Yaşamının son yıllarında daha çok  ölü  doğalara  yer  veren  Çallı’nın  “Ata türk Portresi”, “Karda Yürüyen Adam”, “Hatay’ın Anavatana Hasreti”, “Çıplak” , “Rumelihisarı’ndan Boğaziçi” ilgi çekici resimleri arasındadır.

Feyhaman Duran (1866-1970): 1914 kuşağı ressamları arasında özellikle portre alanındaki başarısıyla ünlenen Feyhaman Duran, ilk Türk portre ressamı olarak nitelendirilir.

Yaşamının sonuna doğru figür ve portreyi bırakmış, daha çok çiçekleri ve betimlediği ölü doğalar yapmıştır. “Tabakhane Köprüsü” önemli eserleri arasındadır. Feyhaman Duran ve eşinin evleri müze haline getirilmiştir.

Hüseyin Avni Lifij (1886-1927): Simgesel anlatımdaki eserleriyle tanınan ressam, izlenimci anlayışın ışıklı yüzeylerini ve renk anlayışını benimsemiş, nesnelerin doğalarına sadık kalma açısından ise gerçekçi anlayışta eserler vermiştir. Sanatçı özellikle İstanbul’un çeşitli köşelerinde yaptığı manzaraları, duygulu bir anlatım taşır. Yağlı boyalarında  kullandığı  sarı,  turuncu ve kırmızı tonları anlatımını daha da güçlendirmiştir. “Ağaçlar”, “Çalgıcı”, “Huzur”, “Alegori” (Resim 04.08), “Testili Kadın” gibi resimlerinin dışında kendi portreleri de bulunmaktadır.

Resim. 04.08 Alegori, Hüseyin Avni Lifij

Namık İsmail (1890-1935): 1914 kuşağı sanatçılarından olan Namık İsmail, en çok manzara, portre ve çıplaklarıyla tanınmıştır. Almanya dönüşü sanatçıda uyumlu renkler yerini canlı, karşıt tonlara bırakmıştır.

Namık İsmail’in savaşı, salgın hastalıkları, kırsal kesimin yaşam biçimlerini ele alan resimleri daha çok dönemin toplumsal içeriğini sergiler. Ressamın ana temanın üzerinde odaklaşan bir ışık demeti altında cansız varlıklar bile durağanlıktan sıyrılır. “Manolya ve Karanfiller”de çiçek yapraklarının masanın üzerine hemen düşmesi ve “ Güvertedeki Adamlar denizi yararak ilerleyen vapurun akşam karanlığı basmasıyla ışıklarını sanki o anda yaktığı duygusunu vermektedir. (Resim 04.09)

Resim. 04.09 Güvertedeki Adamlar, Namık İsmail

Yorum yapın